29 Haziran 2011 Çarşamba

Sevgilisine "ücreti" sorulan adamın dramı



İnsan her zaman mantıklı seçimler yapmıyor beyler, bazen bize zarar vereceklerini çok iyi bildiğimiz hâlde yanlış seçimler yapabiliyoruz, belirli bir matematik doğrultusunda bu yanlış seçimlerin de mantık çerçevesine oturtulabileceğini savunuyorsunuz değil mi? Hayır, beyler, hayır. Neyse, bu kadar gönderme yeter, kitap okuyan biri olduğumu kanıtlamış oldum. Evet, benim de bu insanla sevgili olmam mantığa aykırı olduğu hâlde içimden gelen derin bir ihtirasa yenik düşmem neticesinde olmuştu. Adı Hazal'dı, esmer ve mignon bir strüktür sahibi olan bu kızı bana yakın dostlarımdan biri tanıştırmıştı.

Beni yanlış anlamayın sakın, ilişkimiz gayet güzel ilerliyordu, açık saçık giyinmesine ve rahat tavırlarına rağmen onu seviyor ve onunla geçirdiğim vakitten haz duyuyordum. Beraberken genç insanların yaptığı şeyleri yapardık. Müzik dinler, sinemaya gider, alkol içerdik. Ve tabii ki seks, evet, onunla nikâhsız olsak da seks yapıyorduk, hem de gayet kaliteli seks. Uzviyetlerimiz arasında mukavemet göstermesi zor bir cazibe vardı. Onunla yekvücut olmanın lezzetini bugün dahi unutabilmiş değilim.


Temsili Hazal ve Faysal


Fakat ona daha çok bağlandıkça bende ömrümde daha evvel hiç tecrübe etmediğim seviyede kuvvetli bir kıskançlık vücut buldu. Evvelden mesele etmediğim açık saçık giyinmesi, diğer erkekler arasında rahat davranması, oturup kalkarken orasına burasına dikkat etmemesi gibi hususiyetleri artık beni fazlasıyla rahatsız ediyordu. Bir gün içimden gelen sese dayanamayarak onu bu hususlarda uyarma lüzumu duydum.

— Hazal, artık kıçın başın açık gezmeni istemiyorum, en azından benim yanındayken mini etek ve askılı bluz tarzı kıyafetler giyme.

— Ya saçmalama Faysal, kaç aydır sesin çıkmıyordu da şimdi mi sorun oldu eteğim, bluzum.

—  Bilmiyorum Hazal, zannedersem gün geçtikçe sana daha fazla bağlanıyorum ve bu bağlılık ister istemez kıskançlık şeklinde de zuhur edebiliyor.

— Kıskanıyor olabilirsin, bu insanoğlunun fıtratında var olan bir histir fakat her şeyin fazlası gibi kıskançlığın fazlası da zararlıdır ve en büyük aşkın büyüsünü dahi göz açıp kapayıncaya dek tahrip etmeye muktedirdir. Bu yola çıktığımızda da ben böyleydim ve şimdi sen bana duyduğun bağlılık sebebiyle zuhur ettiğini iddia ettiğin kıskançlığının esiri oldun diye giyim kuşamımı değiştirecek değilim. İyi düşün Faysal, eğer bu aşırı kıskançlığını dizginlemekte muvaffak olamayacağına inanıyorsan, ileride daha ızdıraplı bir ayrılık yaşamamak için şimdi ayrılalım, fakat diyorsan ki "ben bu kıskançlığımla savaşabilirim" o zaman ben seninle bir ömür beraber olmaya varım.

— Tamam, kıskançlığımla savaşacağım zira ben seni kaybetmeyi göze alamam.

— Okey o zaman, ver bi alt dudak.

O gün onu kaybetmeyi göze alamadığım için kıskançlığımı dizginlemeye karar vermiştim fakat sağda solda insanların yanımdaki kıza attığı bakışlar kendimi gavat gibi hissetmeme yol açıyor ve zihnimde mantığım ve ihtiraslarım arasında şiddetli bir savaş yaşanıyordu. Yine açık saçık giyindiği bir gece dışarı çıkmış ve Bağdat Caddesinde, Erenköyünde bir yerde birkaç drink aldıktan sonra yolun diğer tarafında park etmiş olan hususi otomobilime gitmek için yolun karşısına geçiyorduk. Ben yolun boş olmasını fırsat bilerek yayalara yanan kırmızı ışığa rağmen kendimi karşıya atsam da o yolun diğer tarafında kaldı. Yayalara yeşil yanmasını beklerken yanında bir araba durdu ve bu arabadaki kişilerle arasında kısa bir konuşma yaşandı, ben tüm bu olanları yolun diğer tarafından dikkatle seyrediyordum. Neden sonra yeşil yandı ve koşar adımlarla yanıma geldi. Suratında bir hayli kızgın bir ifade vardı, sinirden ağlayacak gibiydi. Hemen sordum;


Bağdat Caddesi'nden Görünüm


— Ne oldu? Ne konuştunuz o arabadakilerle?

— Orospu çocukları, ya bana kaça gelirsin dediler inanabiliyor musun? O, bunları söylerken kendisini daha fazla tutamamış ve ağlamaya başlamıştı, bense duyduklarım karşısında beynimden vurulmuşa dönmüştüm. Yanımdaki kızı genel kadın sanmışlardı. Sinirlerime zor hâkim olsam da bir çift lâf söylemem lâzımdı;

— Onlar da böyle sandıysa söyleyecek bir şeyim yok artık.

—  Faysal ne saçmalıyorsun?

Seni uyarmıştım, böyle giyinmeni istemediğimi söylemiştim, bu tarz kıyafetlerle seni ne sanmalarını bekliyordun, İngiltere kraliçesi mi? Hazal ben artık bu ilişkiyi daha fazla sürdüremem, kendimi lekelenmiş hissediyorum, fiyatı sorulmuş bir kıza "sevgilim" diyemem.

Hazal bu sözlerimi duyduktan sonra histerik bir şekilde ağlamaya ve etrafa küfürler saçmaya başladı, arkamda kendisine yapılan ikazları dikkate almamanın feci neticesini ve son pişmanlığın tarifsiz çaresizliğini yaşayan genç kadını bırakıp gitmek istemesem de, dönüp "özür dilerim Hazal, bir an kendimi kaybettim" deme arzusuyla yanıp tutuşsam da gururum bana mani oluyordu. Hususi otomobilime doğru yürürken ağlamamak için kendimi zor tutuyor, gözyaşlarımı içime akıtırken titreyen dudaklarımı bir zamanlar onun dudaklarını öperken aldıkları haz sebebiyle cezalandırırcasına ısırıyordum...

I’ve come to understand that bliss
is quite impossible and if
I’ll ever find a way
I’ll claim another life

I’ve come to understand that kiss
was quite impossible and if
I’ll ever find a way
I’ll halt the turn of time

6 yorum:

Lagrima dedi ki...

(bkz: adam liseli beyler)

Lagrima dedi ki...

(bkz: don't feed the blogger)

Ytrln dedi ki...

Çok içlendim fays.

ezikjakoben dedi ki...

şu yorum kısmını pop up yap ssgleşme amına koyim

Adsız dedi ki...

tüm gavatlara ders olsun ! sen ucuz kurtarmıssın reis sana yakısmazdı zaten o kız. gece 12den önce eve giden, götü başı görünmeyen iffet abidesi bir zevce bulmak boynumuzun borcudur bundan böyle biiznillah !

Adsız dedi ki...

Muazzam bir öykü insanın adeta ciğerini söken cinsten. Ağlıyorum.