14 Temmuz 2011 Perşembe

Arzularınla Kabaran Erkekliğini Hissedebiliyorum

Soğuk ve yağmurlu bir kasım akşamında yakın dostlarımla beraber Küçükçekmece Mandacı'da kuru fasulye (kanarya) yiyor ve bir yandan çeşitli konular üzerine sohbet ediyorduk. Hesabı ödeyip kalktık, kapıda arkadaşlarımdan Fehim bana nazik bir teklifte bulundu,

-Faysal istiyorsan seni hususi otomobilimle eve bırakayım.

-Sağ ol Fehim fakat biraz yürüyeceğim, ben kendim trenle giderim.

Ezogelin çorba, kuru fasulye, az pilav, turşu, kuru cacık ve kemalpaşa tatlısından oluşan menü bende bir şişkinlik yaratmıştı. Yürümek istememin tek sebebi bu şişkinlik olsa da Fehim bunun altında başka bir sebep varmış gibi konuştu;

Kuru fasulyenin tek adresi Mandacı Et Lokantası


-Seni iyi tanırım Faysal, böyle dediysen ısrarlarım fayda etmeyecektir, öyleyse hayırlı akşamlar.

-Hayırlı akşamlar muhterem kardeşim.

Fehim ve diğer arkadaşlarla vedalaştıktan sonra göl kenarına doğru yürümeye başladım, karakolun yanından Mimar Sinan köprüsüne çıktım. Amacım köprünün ortasında bir sigara yakıp Çekmece’nin ışıklarının göldeki akislerini izlemek ve sonrasında istasyona gidip trene binmekti. Köprünün ortalarına doğru ilerlerken rüzgârın sesi, uzaktaki e-5'in ve yere düşen yağmur damlalarının sesine karışıyor ve ruhumda titreşimlere yol açıyordu. Biraz ötemde köprünün duvarlarına yaslanmış az sonra yapmayı planladığım şeyi yapan bir siluet gördüm. Sigaranın ateşiyle kısa bir süre aydınlanan çehre bir erkeğe ait olamayacak kadar güzeldi, yaklaştıkça daha net anlamıştım, bu bir kadındı, 20'li yaşlarının sonlarında veya 30'larının başında, diri vücutlu, elem ve tütün kokan güzel bir esmer. Bu saatte köprüde tek başına bir kadın görmek beni şaşırtmıştı, hemen söze girdim,

-Bu saatte burada böyle bir güzellik göreceğimi hiç tahmin etmezdim.

-Bu güzelliği ilk kez gördüğüne göre buralarda yenisin genç adam.

-Siz beni yanlış anladınız, güzellikten kastım sizsiniz.

-Bana bak velet, ne yapmaya çalışıyorsun bilmiyorum ama bu ucuz sözlerin hoşuma gitmedi bilesin.

-Haha, sizin gibi paha biçilmez bir güzelliğin yanında sözlerim elbet ucuz kaçacaktır mademoiselle. Ben Faysal.

Adımı söyleyip elimi uzattım, yüzünde hınzır bir gülümseme belirdi ve o da elini uzattı.

-Kaç yaşındasın sen ceki çen? dedi.

-20, diye cevapladım

-Ben 27 yaşındayım, bana kur yapman sence doğru mu?

-Size kur yapmak gibi bir amaç gütmüyorum soylu hanımefendi, tek amacım yalnızlığınıza ortak olmak.

-Öyleyse yalnızlığıma evde ortak olmak ister misin?

-Bundan memnuniyet duyarım.

-O hâlde gel benimle.

Küçükçekmece Gölü'nün Güneydoğusunda bulunan tarihi köprü


Köprüden meydana doğru yürümeye başladık, cebinden anahtarlarını çıkarıp kırmızı bir Honda Civic'in kapılarını açtı. Birlikte yol almaya başladık, Menekşe'de Karadeniz Büfe’nin önünde durdu ve benden bira almamı istedi. Arabadan inip sekiz kutu bira aldım. Yola devam ettik, Basınköy'e gelmiştik, evi Havacılar Sitesi’ndeydi.

Üzerini değiştirmek için odasına gitti, ben de o sırada salonda bulunan eşyalara göz gezdiriyordum. İkea'dan alınmış eşyalarla döşeli tipik bir genç eviydi burası, belli ki yeni taşınmıştı, masanın üzerinde yığılmış kâğıtlar dikkat çekiyordu. Kısa süre sonra üzerinde saten bir kombinezonla geri döndü, birbirimiz hakkında konuşuyorduk. Nerede okuduğum, ne zaman mezun olacağım, mezun olduktan sonra ne yapmayı düşündüğüm, bir sevgilim olup olmadığı gibi klasik sorular sordu. Ben de benzer soruları ona sordum, civardaki bir kolejde İngilizce öğretmeni olduğunu söyledi, kredi kartı borçlarıyla başı beladaydı ve köprüye intihar etmek için çıkmıştı. Söylediğine göre sıcak ve naif tavırlarım onu kendi 20 yaşına götürmüştü ve böylece intihardan vazgeçmişti. İnsanca duygularımla ona yaklaşmış olmam onun dikkatini hayatın her şeye rağmen yaşanabilir olduğuna çekmişti. Mutluydum, genç bir kadının, bir öğretmenin hayatını kurtarmıştım. İki-üç saat ve dört bira sonra uykusunun geldiğini ve yatacağını söyledi;


Arpa maltının şerbetçiotuyla fermentasyonu ile elde edilen bir içecek olan bira, kadın-erkek münasebetlerinde umumiyetle randımanlı bir katalizör işlevi görerek çiftlerin birbirleriyle reaksiyona girmesi için gerekli süreyi kısaltır. Bira çeşitli dillerde beer, bier, birra, cerveza, piwo, pivo, bière gibi isimlerle anılsa da temsil ettiği eğlence, dostluk, hürriyet, müsavat, uhuvvet gibi değerler beynelmileldir.


-Ben yatıyorum, sabah erken kalkıp sınav kâğıtlarını okumam lâzım.

-Ben gideyim öyleyse, bu güzel gece için çok teşekkür ederim.

-Asıl ben sana teşekkür ederim ama bir yere gidemezsin, seni bırakmaya niyetim yok, burada kal.

-Peki öyleyse.

-Yalnız senden bir ricam olacak, yanımda uyur musun?

-Bilmem ki nasıl olur, daha önce hiç bir bayanla uyumadım.

-Merak etme, ben sana öğretirim.

Birlikte odasına geçtik, yatağa uzandı ve yanına gelmemi söyledi, isteğini yerine getirdim. Kendisi sırtı bana dönük olacak şekilde uzandı, benim de yüzüm ona dönük şekilde uzanıp ona sarılmamı istedi. Söylediğine göre buna "kaşık pozisyonu" deniyordu. Bana çok tuhaf gelmişti. Ağır yemeğin ve günün yorgunluğunun etkisiyle uykuya yenilmeye hazırdım. "Tatlı rüyalar" dedim, o ise beni kahreden cümleyi söyledi;

-Ne yani uyuyacak mısın? Oysa arzularınla kabaran erkekliğini hissedebiliyorum.

Beynimden vurulmuşa dönmüştüm. Kalçalarının tenasül uzvuma dokunmasıyla gayriihtiyarî kabaran erkekliğimi bir seksual arayış işareti olarak telakki etmişti. Hemen yataktan fırlayıp ışığı açtım, bir yandan pantolonumu giyiyor bir yandan da bağırıyordum;

-Bu da ne demek şimdi? Başka bir beklentin mi vardı yoksa? Ben sana dostça ve arkadaşça yaklaştım sen bana ne diyorsun?

-Dostça ve arkadaşça mı? Komik olma küçük çocuk, ne saçmalıyorsun sen?

Küçükçekmece Gölü'nü Marmara Denizi'ne bağlayan kanalın Basınköy'de yerel gençler tarafından "manzara" olarak adlandırılan yerden görünümü.


Kendimi aşağılanmış hissetmiştim, ağlıyordum. Bir kadın ve bir erkeğin arasında insanca duygularla beslenen bir sevginin olamayacağı bir kez daha yüzüme vurulmuştu.  Issız sokaklarda kendime gelmeye çalışarak yürürken Şenlikköy'e gelmiştim. O kâbus gibi geceyi yalnız başıma geçirmeme imkân yoktu, arkadaşım fehim'in Florya’daki evine gidip kapıyı çaldım. Fehim gözlerime bakıp başımdan geçenleri anlamıştı, ben hiçbir şey demeden "Buyur gel, benim bahtsız kardeşim" dedi. Fehim "kardeşim" deyince Fehim'e sarılıp ağlamaya başladım. O gece sabaha kadar oturup dertleştik. İnsanın böyle dostlarının olması ne de güzel bir şeydi, böyle dostlar varken bir kadından sevgi dilenmeye ne gerek vardı ki..

1 yorum:

Adsız dedi ki...

sanki biraz eşçinselmiyiz neyiz sayın yazar ?