1 Temmuz 2011 Cuma

"Irzıma Geç ve Yarın Yokmuş Gibi Dölünü İçime Akıt"



30 Temmuz 2006 Depeche Mode İstanbul konseri sonrasında Kuruçeşme Arena'dan Kadıköy’e gitmek için bindiğim Dentur Avrasya tarafından işletilen bir motorda bir kızla tanışmıştım. Aslında o konsere iki bilet almıştım fakat diğer biletin sahibi olan arkadaş gelmemeyi seçmişti, başka seçimler de yapmıştı ama benim bu seçimlerini öğrenmeme 13 gün daha vardı...

A frame from Depeche Mode's "Enjoy the Silence" video directed by Anton Corbijn


Kendimi 11-12 yaşından beri synthpop'a, darkwave'e vermiştim ama onlar bana hiçbir şey vermemişti, bu konserde bir şeylerin değişeceğini hissediyordum, onun gelmemesinde de bir hayır vardı elbet. Konser bitti, orada olduğunu bildiğim bir arkadaşımı arayıp ayaküstü biraz sohbet ettikten sonra Kadıköy'e gidecek olan motora bindim, bir Efes Extra açıp düşüncelere daldım, "niye gelmedi acaba, nereye gidiyor bu ilişki?" falan tarzı sorular soruyordum kendime, sonra karşımda bana bu cümleyi söyleyecek olan kızı gördüm. Lacivert ağırlıklı bir elbise giymiş soluk benizli bir kızdı, giderliydi ve üzgün görünüyordu, göz göze gelip gülümsedik, gidip yanına oturdum, konserden memnun kalıp kalmadığını sordum, çok memnun kaldığını fakat çok sevdiği bir şarkının çalınmadığını söyledi, hangi şarkı olduğunu sordum, The Sun & The Rainfall olduğunu söyledi. bu şarkıyı ben de çok severdim ama konserde çalınmasını beklemek saflık olurdu fakat yine de onun bu şarkıyı çok seviyor olması ruhundaki karanlığın göstergesiydi. Sohbetimiz o sıcak temmuz gecesinde boğazın serinliklerinde seyreden motorumuzla beraber ilerledikçe birbirimizi daha iyi tanıdık. Beraber başüstü güverteye inmeyi teklif ettim, kabul etti. Cep telefonumdan de/vision şarkıları dinliyorduk, omzuma yatmıştı ve manzarayı izliyordu, benim aklım ise beni o gece eken bayandaydı, o bayan olmasaydı bu tatlı kızla iyi bir kapıl olabilirdik; aman tanrım, ne kadar da acı verici bir durumun içerisindeydim böyle...

German synthpop band de/vision


Motor Kadıköy'e yanaştıktan sonra minibüs duraklarına doğru yürümeye başladık, tesadüfe bakın ki aynı semtte oturuyorduk, beni eve kahve içmeye davet etti, "sana zahmet vermek istemem, hem bu saatte ailen rahatsız olmaz mı?" dedim, "ailem yazlıkta" dedi, biraz kafam açılır diye kabul ettim. eve çıktık, kahvemizi içerken Türkiye'de gothic-industrial alt kültürün gelişememesinin sebeplerini tartışıyorduk, bu konudaki fikirlerimiz oldukça benzerdi, zeki bir kızdı, liberal iktisat yanlısıydı.

Misafirliğin kısa olanı makbuldür diyerek kalktım, kapıda ayakkabılarımı giymek için eğilecekken ellerimi tuttu ve gözlerime derin derin baktı. İki buçuk senedir süren ilişkim kötü bir süreçteydi ama sadakatimi yitirmek istemiyordum, içimden onun dudaklarında kaybolmak geliyordu ama bunu yapmayacaktım, yanaklarından öptüm, kafamı tam çevirmiştim ki dudaklarıma yapışıp beni çılgınca öpmeye başladı, "dur lütfen" diyordum ama dudakları dudaklarımdayken sesim duyulmuyor, sözlerim anlaşılmıyordu. En sonunda suratını suratımdan ayırmayı başardım ve bir ilişkim olduğunu ve ne olursa olsun ona sadık kalmak istediğimi söyledim. Beni çok arzuladığını söyledi ve "ırzıma geç ve yarın yokmuş gibi dölünü içime akıt" dedi, "yapamam" dedim, "maalesef yapamam".

Unprotected sex is the most common way of HIV transmission.

Evime geldim, yatağa yatıp sevgilimi aradım, ona bu olaydan hiç bahsetmedim. Onun için başka birini reddetmiştim ama 12 Ağustos 2006 gecesi bunun hayatımın en büyük yanlışlarından biri olduğunu acı bir şekilde fark ettim, bir sevgilim yoktu artık...

Bu olayın üzerinden tam dört koca yıl geçti ve ben o dört yıl boyunca bir gece bile o tatlı kızı reddetmenin pişmanlığını yaşamadan uyuyamadım... 

1 yorum:

Dirse Erdem dedi ki...

Pişmanlıklarımız yap(a)madıklarımızadır genelde. ve gerçekten de yarın olmayabilir.