19 Ağustos 2011 Cuma

"Bekareti vermek mi, anal seks mi?" ikileminde yitip giden bir aşk... (Makatımdan kökle fakat canımı acıtma)



Fakültenin son yılında tanımıştım onu. Beyaz teni, dolgun dudakları, mor röfleli kapkara saçları ve ela gözleriyle ilgimi zorlanmadan cezp etmişti, tipik alter kaşardı, böyle tipleri iyi tanırdım; kolay verirlerdi. Hukuk fakültesindeydi fakat arada sırada bahçede, kantinde, tost kuyruğunda karşılaşırdık. o gün de öyle olmuştu. Yakın dostlarımla kavurma kaşarlı tostumun çıkmasını bekliyordum ki omzuma dokunan parmakları hissettim, arkamı döndüğümde onun o olağanüstü güzellikteki yüzünü gördüm, sıcacık bir gülümsemeyle bana 5 lira uzatıp "Faysal şuradan bana da bir kaşarlı söyler misin?" dedi. Adımı biliyordu, bizim fakültede okuyan ve bizim dönemden olan çoğu kişi adımı bilirdi fakat hukuk fakültesinde okuyan benden iki dönem küçük bir kızın adımı bilmesi bana tuhaf gelmişti, o senenin başından beri fantazyalarımın, otuz birlerimin, sevgilimin üzerindeyken aklımdan geçen hayallerin öznesi o olsa da ben henüz onun ismini bilmiyordum fakat artık inceldiği yerden kopması gerekti, hem neden "kaşar" kelimesini bu kadar vurgulu söylemişti, bir tost siparişi için fazla erotik bir ses tonuyla konuşmuştu, beni arzuluyordu, anlamıştım ve karar vermiştim; bugün bu konuda aşama kaydedecektim.

Tost, besleyici özelliği, lezzeti ve ekonomik oluşuyla talebelik yıllarımda en çok tükettiğim gıdalardandı.


Kavurmalı kaşarlı tostumu ve onun kaşarlı tostunu alıp yanımdaki yakın dostlarıma işim olduğunu, saat 3'teki bölgesel politikalar dersine giremeyeceğimi söyledim ve benim yerime imza atmalarını istedim. Arkadaşlarımla helalleştikten sonra soluğu onun yanında aldım, tostunu ve para üstünü verdim, yanında arkadaşları yoktu, belli ki yalnızdı, şimdi tam sırasıydı, sordum, "Adımı nereden biliyorsun?" güldü ve cevap verdi, "Arkadaşlarından duydum, sen ne sanmıştın?" Bu cevap beni fena hâlde bozsa da belli etmemeye çalıştım, "Hiç..." dedim ve devam ettim "Peki sen bana adını bağışlamayacak mısın genç hanım?" O tahrik edici gülümsemesini takınıp arzu dolu bir sesle cevap verdi, "Melissa, memnun oldum." Cümlesini bitirir bitirmez beni tek yanağımdan ıslak bir şekilde öptü. Erkekliğim kantinin ortasında kabarma eğilimindeydi, rezil olmamak için oturmalı yahut aklımdaki seksual düşüncelerden kurtulmalıydım. Yanımda böyle bir bomba varken ikincisi oldukça çetin bir uğraş olurdu, oturmayı teklif ettim, kabul etti.

Temsili fakülte kantini. Fakülte kantinleri yarrak gibi yerlerdir. Talebeliğimde fakülte kantinine pek takılmazdım. Kahveye (cafe değil) gidip batak, okey vb. oyunlar oynar ve oralet içerdim.


Oturduktan sonra havadan sudan sohbet etmeye başladık, derslerin zorluğundan, gelecek planlarından bahsediyordu fakat ne kadar alâkasız konulardan bahsederse etsin suratından erotizm akan bu güzelliğin sözcükleri benim kulağıma tatlı inlemeler olarak geliyordu. On beş dakika kadar sohbet ettikten sonra sıkılmış ve açıkçası azmıştım, kaydettiğim aşama yeterli değildi, sonuna kadar zorlamalıydım, dünya bir gündü o da bu gündü. "Dersin kaçta?" dedim, "Saat ikide medeni usul dersi var da girmek istemiyorum" dedi. Bu bir fırsattı, kız medeni usullerle ilgilenmek istemiyordu, ben onu gayrımedeni usullerle tanıştırmalıydım. "O zaman gezelim mi?" dedim, kabul etti. Okuldan çıkıp ilk otobüsle soluğu Taksim'de aldık. Akdeniz adında bir batakhaneye gittik. Birkaç biradan sonra sohbetimiz boyut değiştirmişti, geçmiş ilişkileri, o ilişkilerin iyi ve kötü yaşanmışlıklarını paylaşıyorduk birbirimizle, hafif mayışmışa benziyordu, saat dörde doğru uykusunun geldiğini, eve gitmek istediğini söyledi. "Nerede oturuyorsun?" dedim, "4. Levent'te arkadaşlarımla kalıyorum, sen de gel istersen?" dedi, bu teklifi hemen kabul ettim. O an anladım, her şey yolunda gidiyordu. Metroya gittik, akbilimi basarken aklımdan bir saat sonra neye basıyor olacağımın düşüncesi geçti, kendi kendime tebessüm ettim. Azgınlığım son raddesine ulaşmıştı artık, ok yaydan çıkmıştı.

Taksim metro istasyonu. O gün onun bu merdivenlerden inerken kalbim cinsel organımda atıyordu.


Evine geldik, mazbutça döşenmiş tipik bir kız öğrenci eviydi, salondaki üçlü kanepeye oturdum, "Bir şey içer misin?" dedi, "Bir orta kahveni içerim" dedim. Çok geçmeden bol köpüklü bir kahveyle geldi, televizyonu açıp Azerbaycan televizyonundaki gözlüklü adamın telefonla katılan izleyicilere soru sorup dandik hediyeler verdiği yarışmayı çok önemli bir şeymiş gibi izlemeye başladı. Bunu görünce korkmaya başlamıştım, aklımdan korkunç düşünceler geçiyordu, "Lan kız şizo mu, yoksa haplı mı, ya Azeri mafyasıysa?”



"Dizine yatabilir miyim?" dedi, ürkekçe "Tabii ki…" dedim. Dizimde yatıyordu ve arada sırada yüzüme tahrik gücü yüksek bakışlar atıyordu, dayanamıyordum, öldürücü hamlenin sırası gelmişti. Sol elimle kafasını hafifçe doğrultup dudaklarına yapıştım, ateşli bir şekilde öpüşmeye başladık. Televizyondan gelen "Hamsı hediyelerimiz siz hörmetli tamaşacılarımızın telefonunu bekliir" sesleri konsantrasyonumun içine ediyordu, sağ elimle kumandayı bulup televizyonu kapadım. Beni kaldırdı ve odasına doğru götürdü. Tutkulu bir önsevişme yaşıyorduk. O an erkekliğim öylesine kabarmıştı ki eminim kesmeye kalksalardı oksijen kaynağıyla bile muvaffak olamazlardı. Onu soymaya başladım. Her şey hazırdı, üç, iki, bir ve içindeyim diyecekken erkekliğimin bir avuç tarafından kavrandığını fark ettim.

Organım en heyecanlı anımda avuçlanınca böylece kalakalmıştım.

"N'oldu Melissa? Nen var?" dedim, "Ben bakireyim ve açıkçası hazır da değilim" dedi. O an gözlerim yaşarmadı desem yalan söylemiş olurum, benim hakkında kötü emeller düşündüğüm kız bir iffet abidesi gibi altımda uzanıyordu. Erkekliğim avuçlarının arasında süratle sönümlenirken yüzüme baktı ve "Bir ihtimal daha var." dedi, "O da ne?" diye sordum, "İstersen," dedi, soluk soluğaydı, durakladı ve devam etti, "makatımdan kökle fakat rica ederim canımı acıtma". Beynimden vurulmuşa dönmüştüm, nutkum tutulmuştu, kekeleyerek "Makat mı?" dedim ve ağlamaya başladım. "Evet ya, makat, yani anal seks, yoksa hiç tecrübe etmedin mi?" dedi. Hakarete uğradığımı düşündüm, üstümü giyindim ve cevap dahi vermeden derhal evden çıktım. Bana düğmeci muamelesi yapılmıştı, ters yoldan temas teklif edilmişti, hıçkırarak ağlıyor ve o yağmurlu mart gününde titriyordum. Daha sonra okulda birbirimizle karşılaşsak da hiç konuşmadık. Bu acı tecrübeyi en yakın dostlarımla dahi paylaşmadım, eminim o da bunu bir sır olarak sakladı. Öğrendiğime göre geçen sene mezun olmuş ve şu an bir hukuk bürosunda staj yapıyormuş, bana yaşattığı hayal kırıklığına rağmen onun hakkında kötü düşünceler beslemiyorum, umarım her şey istediği gibi olur.

"in solitude
with no place to run or hide
i hear my own mind cry
and i fall just to see you rise..."

4 yorum:

ebedi olur dedi ki...

özellikle üniversite kantini tabusuna indirdiği cesurca darbelerle gerçek bir masterpiece.

delnaja dedi ki...

film olur bundan serefsizim...

Adsız dedi ki...

medeni usul üçüncü sınıf dersi nası oluyo da bu kız senden iki dönem küçük oluyo? ŞFY okul mu uzattı yoksa?

Adsız dedi ki...

Dayasaydın boruyu götten