11 Ağustos 2011 Perşembe

Türkiyeli Ermeni gençlerinin tarihlerini unutması üzerine bir öykü... "Kukuma gömçür ve dertlerinden sıyrılıp ak içime!"





Soğuk bir sonbahar günü Yenibosna Koçtaş'ta tanışmıştım onunla.

O cumartesi günü İstanbul’da kuru bir soğuk vardı, insanlar evlerine kapanmış, hayat adeta durmuştu. Üşüyordum ve bu üşümeye bir son vermek istiyordum. Tanrım, bunu nasıl başaracaktım...

Hususi otomobilime atlayıp Yenibosna Koçtaş'a doğru yola çıktım, Koçtaş'ın girişindeki Mado'da bir porsiyon maraş peynirli su böreği ve bir bardak çaydan oluşan mütevazı bir kahvaltı ettim, sempatik garson kızdan hesabı isteyip iki lira kadar da bahşiş bıraktım. Artık iş zamanıydı, ısınmamı sağlayacak bir cihaz satın almalıydım. Koçtaş'a girdim.

D-100 Karayolu Yenibosna mevkiinde bulunan Koçtaş


1600 watt'lık infrared ısıtıcıların fiyatı 70 lira'ya kadar düşmüştü, mutlulukla dolmuştum, hemen bir adet satın alıp alışveriş arabama koydum ve çeşitli hırdavatı incelemek üzere diğer reyonlara yöneldim. Pattex'in muazzam yapıştırıcıları, Ceresit'in harikulade izolasyon materyalleri beni her zamanki gibi yine büyülemişti.

Satın aldığıma benzeyen bir infrared ısıtıcı


Çıkışa doğru ilerlerken alışveriş arabasında büyük, renkli yastıklardan olan bir genç kız gördüm, 19-20 yaşlarında, kısa kumral saçlı, kara gözlü sevimli bir kız. Onunla tanışmalıydım ama nasıl?.. Hemen yanına gittim ve kendine güvenen bir ses tonuyla söze giriştim,

-Günaydın hanımefendi, yastıklarınız çok güzel, acaba bunları ne şekilde kullanacaksınız?

-Günaydın beyefendi, evet, yastıklar bence de çok güzel. Aynı sizin infrared ısıtıcınıza benzer bir ısıtıcım var evimde ve yastıkları bunun altına koyarak soğuk gecelerde kitap okurken üstlerine uzanıp kemiklerimi ısıtmayı planlıyorum. Bu yastıkları alış amacımı bu şekilde özetlemem yanlış olmaz herhalde.

-Öyleyse ben de bu yastıklardan birkaç adet edineyim fakat bildiğim kadarıyla fiyatları hiç de ucuz değil, denemeden edinmek istemem, sizden rica etsem, evime gelseniz ve ben ısıtıcımı monte ettikten sonra yastıklarda biraz uzanarak konforlarını tecrübe etsem daha sonra da sizi otomobilimle evinize bıraksam, acaba kabul eder misiniz?

-Ne demek, bundan memnuniyet duyarım.

-Ah, sağ olun, bu arada ben Yıldırım, Şerif Faysal Yıldırım.

-Ben de Sansaryan, Talin Sansaryan.

Kasaya gidip ödemelerimizi yaptıktan sonra otomobilimle evime doğru yola çıktık. Eve geldiğimizde ben matkabımı alıp ısıtıcının kutusundan çıkan dübellerle ısıtıcıyı monte etmeye başladım, Talin ise sessizce oturmuş, işimin bitmesini bekliyordu. Azınlık olmanın verdiği sessizlik ve çekingenliği iyi bilirdim. O yüzden onu rahatlatmak amacıyla bir sohbet başlatmak istedim,

-Kendine bir içki al istersen, evinde gibi hisset.

-Sağ ol, sana da getirmemi ister misin?

-Teşekkür ederim, benim için saat henüz erken.

-Sen bilirsin.

Kendisine bir viski koydu ve oturup benim matkapla duvarı delmemi meraklı gözlerle izledi. Gürültülü matkap işi bittikten sonra sıkılmaması için sohbeti devam ettirme gereği duydum.

-İsminden anlaşıldığı kadarıyla Ermenisin, acaba apostolik misin yoksa katolik mi?

-Biz aslen Diyarbakırlı katolik Ermeni bir aileyiz, kilisemiz Roma kilisesi ile tam komünyon hâlinde bir kilisedir, merkezi Lübnan'dadır ve başında patrik Nerses Bedros cenapları vardır. Ya sen, senin dini inancın nedir?

-Ben Allah'la tam komünyon hâlinde bir Müslümanım elhamdülillah.

Ermeni Katolik cemaatinin önderi Patrik Nerses Bedros 


Bu esprime kahkahalarla gülerken ben de montaj işini bitirmiştim. Aldığı yastıkları ısıtıcının altına yerleştirip ısıtıcıyı sonuna kadar açtım ve onunla beraber yastıklara uzandım. Çok geçmeden ikimiz de mayışmıştık, neden sonra narin ellerini bedenimde gezdirmeye başladı, tanrım, bu da neyin nesiydi böyle?

-Talin, ne yapıyorsun sen? diye sordum,

Dudaklarını kulaklarıma yasladı ve erotik bir ses tonuyla

-Kukuma gömçür ve dertlerinden sıyrılıp ak içime, dedi.

Beynimden vurulmuşa dönmüştüm. bunu söylerken 1915 olayları hiç aklına gelmiyor muydu acaba, atalarımız arasındaki tüm o kanlı maziyi ne de çabuk unutmuş görünüyordu. Aman tanrım, aklıma 1915 yılında bu iki milletin yaşadığı ve birbirlerine yaşattıkları acılar geldi, hüngür hüngür ağlıyordum. Hemen kalktım ve yüzüne baktım,

-Derhal çık bu evden, rengârenk şiltelerini de al ve defol!

-Faysal, neden bu kadar tepkisel davranıyorsun? Genç bir kızı reddetmenin de bir adabı vardır.

-Ben bilmem o adabı, derhal git buradan, beni yaraladığının farkında değil misin?

Suratına anlamsız bir ifade takındı, şiltelerini de aldı ve kapıyı çarparak çekip gitti. Ev iyice ısınmıştı, duvardaki termometreye baktım, 92 fahrenheit derece gösteriyordu.

"the day drags by like a wounded animal
the approaching disease, 92 degrees
the blood in our veins and the brains in our head
the approaching unease, 92 degrees
long ago in the headlines, they noticed it too
but too late for the loved ones and nearly for you ..."

5 yorum:

Lagrima dedi ki...

Faysal Bey, biz diasporalı ermeniler olarak bu yazınızı "Soykırım tanınmadan Türk-Ermeni ilişkileri eskisi gibi olamaz" diye değerlendirdik. Teekkür ediyoruz bu güzel yazı için.

Diasporadan selamlarımla, Harut Sasunyan.

delnaja dedi ki...

lan serefsiz serif, niye sozlugu biraktin.... moruk saka bi yana, seninle oturup bi raki icmek lazim...

spawch dedi ki...

mubarek, bu kizlar neden hep senin iyi niyetini suistimal etmeye calisiyor? masum yuregini ne kadar daha daglayacaklar, icim parcalaniyor inan.

Adsız dedi ki...

Bi gömçüreydin yine de ...

Adsız dedi ki...

vay aq