18 Ekim 2011 Salı

Öyle bir patla ki dölün kasıklarımdan taşsın! -The photographer lady from Ataköy-



Eğitimli, görgülü, birikimli veya belki de yalnızca dışarıdan öyle görülen bir kızın bir anlık şehvet ile ağzından kaçırarak kendisine saf duygularla yaklaşmış erkeğin ondan uzaklaşmasına yol açmıştı bu cümle. Onunla Sirkeci-Halkalı banliyö hattında tanışmıştım, Cankurtaran'dan binmişti, boynunda fotoğraf makinesi vardı, belli ki tarihi yarımadadaki eserlerin fotoğraflarını çekmişti. Hemen yanına yaklaşarak muhabbet açmaya çalıştım.

Cankurtaran Tren İstasyonu


"Bu kaç megapiksel?" diye sordum boynunda asılı fotoğraf makinesini işaret ederek, "Dokuz" diye cevap verdi, "Maşallah" dedim ama sohbeti burada noktalamaya niyetim yoktu. "Ben de çok heves etmişimdir amatör fotoğrafçılığa fakat imkânım olmadı" dedim ve elimi uzatıp "Je suis Yıldırım, Şerif Faysal Yıldırım." dedim, o da elimi sıktı ve "Memnun oldum Şerif Faysal, ben de Duygu." dedi. Adı Duygu'ydu. Narin bir iskelet, yeşil gözler, kumral saçlar ve aşk kokusu...

Evet, aşk kokusu. Hiç fark ettiniz mi bu kokuyu? Kimi insanlarla tanıştığınız zaman alırsınız bu kokuyu ve koku reseptörleriniz beyninize sinyali ulaştırdığı anda anlarsınız ona aşık olacağınızı, ben de anlamıştım.

Love comes quickly, whatever you do, you can't stop falling. oo-ooh, oo-ooh


Tren raylarda ilerlerken bana çektiği fotoğrafları gösteriyordu ve fotoğrafçılık hakkında bilgi veriyordu, Yenimahalle'deyken "Bakırköy'de ineceğim ve bugün çektiklerimi bastıracağım" dedi ve makinesini kapattı. "Nerede oturuyorsun?" dedim, "Ataköy 3. Kısım" dedi. "Bakırköy'de fotoğraf stüdyosu olan bir tanıdığım var, istersen oraya beraber gidebiliriz ve daha ucuza bastırabilirsin." dedim, "Ciddi misin? Bunu gerçekten yapabilir misin?" dedi, "Tabii ki" dedim.  Tren Bakırköy'de durdu, Ebuziyya Caddesinden, yakın dostum Ercan'ın ağabeyi Rüstem'e ait, İstanbul Caddesi üzerinde bulunan stüdyoya doğru yürümeye başladık. Stüdyoda Rüstem Ağabeye "Rüstem Ağabey, hanımefendiye bi indirim ayarlarsın değil mi?" dedim, "Ne demek Faysal, tabii ayarlarım, hatta hanımefendi gelsin hep burada bastırsın." dedi.

Rüstem Ağabey, stüdyosunda benim vesikalığımı çekmeye hazırlanırken.


Rüstem Ağabey "Hanımefendi gelsin burada bastırsın" derken ben de "Hanımefendiye de ben bastırsam" diye geçiriyordum içimden. Duygu fotoğraf makinesinin bellek kartını Rüstem Ağabeye bıraktıktan sonra birlikte dışarı çıktık. Ona bir yerde oturup bir şeyler içmeyi teklif etmeyi planlarken o benden hızlı davranarak "Faysal bana gelsene, bir iki kadeh bir şeyler içeriz hem sana daha evvel çektiğim fotoğrafları gösteririm" dedi. O an anlamıştım, o da benden o aşk kokusunu almıştı, tanrım, aşktı bu...

Eve gittik, "Ne içersin?" diye sordu, "Skoç, buzsuz." dedim. Viskimi getirdi ve bilgisayarını açarak bana kendi yaptığı grafik çalışmalarını, fotoğraflarını göstermeye başladı. Hepsi hakkında teknik anlatımlar da yapıyordu. Bir an göz göze geldik ve o an içkinin de verdiği cesaretle dudaklarına yöneldim, o da karşılık verdi, aman tanrım, öpüşüyorduk, tutkuyla, aşkla.

Aşırı alkol tüketimi karşı cinsler arasında sıkıntılı durumlara yol açabilir.


Beni kaldırıp bilgisayarın arkasındaki yatağa doğru götürdü. Yüce İsa, yoksa ilk günden vermeyi mi planlıyordu? Yo, hayır, bu olamazdı fakat onun amacının bu olduğunu kemerimi çıkarmaya çalışmasıyla anlamıştım. "Ne yapıyorsun Duygu?" dedim, "Seni istiyorum!" dedi, "Nasıl?" diye sordum şaşkın bir ses tonuyla, "Öyle bir patla ki dölün kasıklarımdan taşsın." dedi. Beynimden vurulmuşa dönmüştüm. Hem ilk günden altıma yatıyor hem de içine boşalmamı istiyordu. Nutkum tutuldu, gözlerim doldu, ben masum bir aşk için yanıp tutuşurken şehvetin esiri olmuş diri bir vücut beni içinde istemiş ve hayallerimi yıkmıştı.

Hemen evden çıktım, duygusal ızdırabıma taşaklarımın ağrısı da eklenmişti, hıçkırarak ağlıyordum. Kendimi ilk trenle Yeşilköy sahiline attım. Çiroz plajı kıyısında oturdum, ağladım...

"where is that strong human will now?
guess there are things you can't escape from...
i don't know, but something isn't right here...
i guess what you expect from me is fear..."

2 yorum:

Adsız dedi ki...

Üstad inşallah popüler olmazsın. Bunlar mükemmel. Acil tivitreye kilit vur. Sen kimseyle paylaşmak istemiyorum....

Adsız dedi ki...

Bukowski'den sonra hiçbir edebi metin sikimi kaldıramıştı. Çok yaşa Faysal Paşa.