13 Nisan 2012 Cuma

Hedeftekiler - Bir Emperyal Vizyon Hikâyesi

                Mehmet o gün sabah 8 gibi yatağından kalktı. Dün kendisine büyük bir devletin konsolosluğundan bir telefon gelmiş, kendisinin yarın konsolosluğa gelmesinin icap ettiği söylenmişti. Mehmet olaya bir anlam veremese de gitmeye karar vermişti. Aceleyle yüzünü yıkayıp dişlerini fırçaladı, üzerini giyindi ve yola çıktı. Saat 9.30 civarı konsolosluğa gelmişti.

                Bu kale gibi korunaklı binanın önündeki güvenlik görevlisine yaklaşıp Bay Anthony Douglas ile görüşeceğini, kendisi tarafından beklendiğini söyledi. Güvenlik görevlisi kısa bir telefon görüşmesinden sonra kendisini içeriye aldı. Uzun, geniş ve loş bir aydınlatması olan koridorlarda güvenlik görevlisinin refakatinde yürüyorlardı, önünde bir masa olan büyükçe bir kapının önünde durdular.  Güvenlik görevlisi masada oturmakta olan sekretere bir şeyler söyledi, sekreter telefonla görüştükten sonra “Buyurun” diyerek Mehmet’i içeri aldı.

                İçeride geniş bir deri koltuğun üzerinde, koyu yeşil üniformalı, sarı saçları hafif kırlaşmış, yeşil gözlü, ağzındaki puroyu neredeyse ısırarak tutan bir adam oturuyordu. Koltuğuyla birlikte dönerek Mehmet’le göz göze geldi, Mehmet o an adamın hain ve sinsi bakışlarının etkisi altına girdi, daha önce okuduğu kitaplardan bu bakışları, bu yüz ifadesini çok iyi biliyordu; adam gerçek bir emperyalistti. Emperyalistler bütün dünyayı sinsice planlarla yöneten, halkları birbirine kırdıran, ülkesinin ve ülkesini ayakta tutan sermaye güçlerinin çıkarları için hiçbir pisliği yapmaktan geri kalmayan insanlardı. Mehmet çeyrek asra yeni erişen ömründe her daim hayranlık beslediği emperyalistlerden birini kanlı canlı karşısında görünce adeta büyülenmişti. Emperyalist adam aksanlı bir Türkçeyle konuşmaya başladı;

-  Demek Mehmet D. sensin genç adam.

- Evet efendim. Siz de Bay Anthony Douglas olmalısınız.

-Ha ha ha! Evet. Seni neden buraya çağırdığımızı merak ediyor olmalısın Mehmet, öyle değil mi?

- Evet efendim. Konsolosluğunuza hiçbir müracaatım olmamıştı.

- Merak etme genç adam, konunun konsoloslukla bir ilgisi yok. Ben Kara Kuvvetlerimizin bazı ünlü üniversitelerimizle beraber geliştirdiği yeni psikolojik harp usullerinin ülkemize muhalif şahıslar üzerinde tecrübe edilmesi ve neticelerinin raporlanmasıyla görevli bir askerim. Senin burada bulunma sebebin de bu yeni psikolojik harp usullerini öğrenerek ülkemizin Türkiye’deki düşmanları üzerinde tatbik etmek. Bu görev için sen seçildin zira yaptığımız araştırmalar neticesinde tam bir emperyalizm dostu olduğunu ve en önemlisi Allah’ı kitabı para olan bir karaktersiz olduğunu tespit ettik.

-İltifat ediyorsunuz efendim.

-Yo, hayır Mehmet, bunlar hakikat. Biz emperyalistler bu tip önemli görevlerin ifası için katiyen yanlış adam seçmeyiz. Böyle olmasaydı Sovyetleri yıkıp soğuk savaşı kazanamazdık, bunu sen de biliyorsun, biz emperyalistler her zaman doğru görev için doğru adamı seçeriz. Konuya dönersek, bu raporları almanı istiyorum, bu çok gizli vesikalarda tatbik edilecek usuller ve kimler üzerinde ne şekilde tatbik edileceği her türlü teferruatıyla anlatılmıştır. Bunları iyice oku ve bir ay içerisinde harekete geç. Banka hesap numaraların bizde mevcut; başarılı olduğun her hedef için Kültür Derneği hesabından senin hesabına burs olarak gözüken bir ödeme yapılacak. Anlamadığın bir husus olursa bu telefonu kullanarak bana günün her saati ulaşabilirsin.

                Bay Anthony Douglas, Mehmet’e bir cep telefonu verdi ve ona kapıyı gösterdi. Kendisini odaya kadar getiren güvenlik görevlisi yine kendisine refakat ettiği hâlde konsolosluk binasından çıktı, belediyenin otoparkçısına beş lira verdi ve plakasına ait borç olup olmadığını sordu. Yirmi sekiz lira park borcu olduğunu öğrenince görevliye “Bir ara öderiz.” dedi ve arabasına binerek evine doğru gitmeye başladı.

                Sıkışık trafikte kendisine verilen dosyalara göz atmaya başladı. “Hedefler” etiketli dosyada bazı “az ünlü” oyuncuların, genelde lise ve dengi okul öğrencilerine hitap eden şarkıcıların, on bin adet dahi satmayan bir takım gazetelerin ismini ilk kez gördüğü köşe yazarlarının isimleri yazılıydı. Kapağında “Scientific Tactics of Psychological Warfare for Use Against the Enemies of the Nation at Home or Abroad” yazan, takriben 100 ila 150 sayfalık kitabın içinde ise bazı ünlü internet sitelerinin isimleri gözüne çarpıyordu fakat gözüne en çok takılan kelime “defamation”dı.  Türkçeye bazıları tarafından “itibarsızlaştırma” şeklinde tercüme edilebilecek bu kelime Mehmet’in oldukça hoşuna gitmiş, onu heveslendirmiş, adeta tetiklemişti. Eve bir an evvel ulaşıp en yeni psikolojik harp taktiklerini hemen öğrenmek, itibarsızlaştırma konusunda bir uzman olmak için can atıyordu, gaza daha büyük bir şevkle bastı, sahilyolu Ataköy mevkiindeki radarların altından saatte 95 km hızla geçtiğini fark ettiğinde artık çok geçti. İtibarsızlaştırma taktiğini öğrenmek için duyduğu heves adeta aklını başından almıştı.

                Eve gider gitmez kendisini daha da şevklendirecek bir müzik açtı, tercihini Joy Division’dan yana kullandı, An Ideal for Living EP’den Warsaw isimli şarkıyı çok severdi. Şarkının sözlerinde, yazıldığı dönemde hâlen hayatta olan Rudolf Hess’e çok açık göndermeler vardı. Rudolf Hess, Hitler’in yardımcısıyken 1941 yılında herkesten habersiz, barış müzakerelerinde bulunmak gayesiyle bir uçakla İngiltere’ye gidip paraşütle atlamış fakat derhal esir alınmıştı. Savaştan sonra yargılandığı Nüremberg mahkemelerinde ömür boyu hapse mahkûm edilip Spandau zindanına kapatılan Hess, diğer mahkûmların tahliyelerinin ardından bu hapishanedeki tek hükümlü olarak kalmıştı. İşlediği suçların hafif olması, ilerleyen yaşı, Hitler rejiminden kendi iradesiyle kaçmış olması gibi sebeplerle artık salıverilmesi yönünde genel bir kanı oluşmuşsa da Sovyetler Birliği’nin muhalefeti buna engel olmuş ve Hess 1987 yılında, 93 yaşında tutulduğu hapishanede intihar ederek ölmüştü. Mehmet ne zaman bu şarkıyı dinlese komünistlere olan nefreti kabarırdı. Komünistler böyleydi işte, suçsuz sayılabilecek bir adamın hapislerde çürümesinden zevk alırlardı. Bir kez daha emperyalistlere hizmet etmenin bir insanlık görevi olduğunu düşündü ve kendisine verilen belgeleri büyük bir hevesle okumaya başladı.

                Mehmet bir ay boyunca kafasını kaldırmadan kendisine verilen vesikaları okudu. Defalarca Bay Anthony Douglas’ı, ona verdiği özel telefonu kullanarak aradı. Birkaç kez de konsolosluğa gitmek zorunda kaldı. Artık kendisini hazır hissediyordu, psikolojik harbin bu dâhiyane taktiklerini en iyi şekilde tatbik edebileceğine, bilhassa itibarsızlaştırma konusundaki bilgisinin uzman seviyesine eriştiğine, hatta bu seviyeyi de aştığına inanıyordu. Kendisine verilen görevleri yerine getirebilirdi, zavallı Rudolf Hess’i 93 yaşına kadar mahpus damlarında çürüten komünist zihniyete karşı mücadelede emperyalist dostlarına hizmet etmek için sabırsızlanıyordu. Bay Anthony Douglas’a hazır olduğunu ilettiğinde “Mesajımızı bekle.” yanıtını aldı ve sabırsızca beklemeye başladı. Bir bahar akşamı bahçesinde çayını içerken bilgisayarına göz atmak için odasına geldi ve Bay Anthony Douglas’ın adresinden gelen bir e-posta gördü: “Love will tear us apart”

               Daha önce kararlaştırdıkları parola buydu. Hemen çayın altını söndürdü ve işe koyuldu. Öğrendiği itibarsızlaştırma taktiğini uygulamaya başladı. İtibarsızlaştırma manipülasyonla beraber kullanılmadığı sürece hiçbir işe yaramazdı, Mehmet bunu çok iyi öğrenmişti ve manipülasyon taktiklerini de bir bir kullanmaya başladı. Kısa süre içerisinde şunu fark etti ki Bay Anthony Douglas bu iş için yalnızca kendisini seçmemişti, aynı anda kendisiyle aynı taktikleri uygulayarak aynı hedef şahsa karşı itibarsızlaştırma operasyonu yürüten en az üç-dört kişi daha vardı. Birlikte kısa bir süre içinde halkı galeyana getirdiler. İtibarsızlaştırma harekâtı kısa sürede başarılı olmuştu, Mehmet emperyalistlerin bilimi bu kadar etkili kullanmalarına, bilimi kullanarak icat ettikleri usullerin kısa sürede meyvelerini vermesine hayran kalmıştı. Artık bir şey yapmasına gerek yoktu, itibarsızlaştırma hareketi kendi kendini idare eder hâle gelmişti, o yalnızca olanı biteni izliyor ve hesabına yatacak olan parayı düşünerek kahkahalarla gülüyordu. O gece yastığa başını büyük bir huzur içinde koyup en tatlı rüyalara daldı.

                Ertesi sabah cep telefonuna gelen mesajın sesiyle uyandı. Mesaj bankadandı, Kültür Derneği adlı kurumdan hesabına 25.000 Amerikan Doları tutarında bir EFT gerçekleşmişti. Yüzünü yıkadı, dişlerini fırçaladı ve bankaya doğru yola çıktı. Parasını çekip yolun karşısındaki dövizciden Türk Lirası’na çevirdi, elindeki desteye baktı, sinsi ve şerefsiz bir kahkaha patlattı. Bugün yine birileri burjuva vicdanlarını duyarlılık ve sosyalizm adı altında pazarlayacak, az ünlü bir oyuncu bir şeylere sinirlenip ağzını bozacak, okunmayan gazetelerin tanınmayan yazarları kanaat önderi olduklarına olan sarsılmaz inançlarıyla bilmedikleri bir konu hakkında nutuklar söyleyecek, bir kültür-sanat hanutçusu Cihangir’den komşusu olan, lise ve dengi okul öğrencilerinin sevdiği şarkıcıyı savunmak uğruna saçmalayacaktı. Bütün bu olanlar Mehmet’in umurunda değildi, ezilmesi gereken 25.000 doların getirdiği keyifle arabasına bindi ve uzaklaştı. Kazanmıştı.

13 yorum:

Adsız dedi ki...

Ulkemiz ve ulkemiz "az unluleri" uzerine oynanan oyunlari tum ciplakligi ile anlatan gercek bir hikaye. Bir nevi arastirma yazisi. Emeginize, kaleminize, zihninize saglik.

Adsız dedi ki...

ŞFY > AYDOĞAN VATANDAŞ

Adsız dedi ki...

Elinize sağlık. #hepimizCihatAkbeliz

Adsız dedi ki...

YAHU PES! YETER ARTIK! KADIN DÜŞMANLIĞINIZ, ORAKLI ŞİDDETİNİZ YETMİYOR, ZEYTİNYAĞI GİBİ DE ÜSTE ÇIKIYORSUNUZ. BU YAŞANANLARIN NESİ KOMİK? BUNA GÜLENLER AKILDAN NASİBİNİ ALMAMIŞTIR. TWİTTERA BAKIYORUM HERKES BU YAZIYI PAYLAŞIYOR, YÜREĞİ YETEN VARSA GELSİN BANA AÇIKLASIN NEYE GÜLÜYORSUNUZ? GENCECİK BİR KADINI AŞAĞILAMAK MI KOMİK OLAN? ORAK FIRLATMAK MI KOMİK? SAPIKÇA FANTAZİLERE ALET ETMEK Mİ? VE ONUN BU DURUMDAN RAHATSIZ OLMASI MI İLGİNÇ OLAN? YETER, KOMİK DEĞİL.. ÇOCUK GİBİ DAVRANMAYIN ARTIK KOCA ADAMLARSINIZ.

Şerif Faysal Yıldırım dedi ki...

BENİ HİÇ ALAKADAR ETMEZ! BEN BLOĞUMA GİREN VİZİTOR SAYISINA BAKARIM. BUGÜN NORMALDE 200 VİZİTOR ALAN BU BLOĞ 2.000 KÜSÜR VİZİTOR ALDI MI? ALDI. GERİSİ BENİ ALAKADAR ETMEZ. BU HİKAYEYİ HERKES OKUYACAK! OKUMAYAN ORAĞI YER! NET!

Adsız dedi ki...

okumadım ama bence çok haklısınız...

Adsız dedi ki...

Genç kadın mı? Vay anasını! Ayrıca 1976 değil de 1946 doğumlu olsa hakedecek miydi? Faysal, 2000 vizitor senin çükünü yesin bro!

Adsız dedi ki...

yahu pes'le baslayan yorumu yazana sesleniyorum: biz kimseyi sapkin fantezilerimize alet etmedik. sukur ki duzenli iliskisi olan bir insanim ben sahsim adina. abazan da degilim. saymaya kalksam birlikte oldugum kadin sayisi da mevzubahis kisinin yasindan fazla cikar. orakli siddeti ciddiye alan size de gulecek uzuv bulamiyorum dogrusu.

twitterda adi gecsin istemiyorsa, siradan insanlarin onun ismini zikretmesini sindiremiyorsa kapatir gider hesabini. kimseye zorla twitter accountu vermiyorlar. alismislar pohpohlanmaya, biraz zulfiyare dokunursan mahkeme mahkeme geziyorlar. dokunan yaniyor gercekten. bunlar cemaatten de betermis. hem ne demis atalar?

-etme cahille muhabbet kusturursun, silme cam kirigiyla kicini; kestirirsin.


anlayana!!

Adsız dedi ki...

emperyalizme olan hayranlığımı perçinledin kardeş emeğine sağlık.

Adsız dedi ki...

nefes nefese okudum panpa.
yüreğine sağlık.

emin dedi ki...

senden de bunu beklerdim kadim dostum. şüphesiz ki kurtuluş emperyalizmdedir. AMERİKA EMPERYALİZMİ > RUSYA KOMÜNİZMİ ! AÇIK VE NET, AKSİNİ İDDA EDEN...

Adsız dedi ki...

çok beyendim.

Adsız dedi ki...

abi seni çok seviyorum beni eğitip donatır mısın